Zaten bir simülasyonda değil miyiz?

Bir simülasyonda yaşıyor olma fikri aslında sandığımız kadar yeni değil. Felsefe kısmını bir yana bırakırsak görsel ve işitsel medyaya yansımaları 1960’lara kadar uzanır. Örneğin, beyaz perdede; Simulacron-3 (1964), World on a Wire (1973), Overdrawn at the Memory Bank (1983), Total Recall (1990) örnekler çoğaltılabilir. Bu filmlerin çoğu 50’lerde 60’larda yazılmış bilim-kurgu romanlarından esinlenmiştir.


Ancak bunlardan bir tanesi var ki, henüz biz konudan bir haberken, simülasyonun ne olduğunu önce bize öğretmiş, fikri derin bir şekilde aşılamış ve bizi zorla kendisine inanmaya sevk etmiştir. Tahmin edeceğiniz üzere bu yapım Matrix Üçlemesi. Matrix; zaten öncesinde simülasyonda yaşıyor olmamız ihtimalini göz önünde bulunduranlara, bu fikrin doğruluğunun mutlak sağlaması gibi gelirken, bu fikre karşı olanları da bir kez daha sorgulama yoluna itmiştir. Eminim, benim gibi çoğu insan da 1999 yılında çıkmış bu filmin altyapısını kavrayabilmek için filmi birden fazla kez izleme ihtiyacı duymuştur.

Bir simülasyonda yaşıyor olma fikri beraberinde birçok tartışma konusu da getiriyor pek tabii. İlk akla gelen sorular genellikle Din ve Tanrı ile ilişkili olanlar. Matrix, bu bakımdan ele alındığında da diğer yapımlara göre farklılık gösterir çünkü Matrix Hristiyanlık başta olmak üzere bir çok din kültürüne ve Tanrı kavramlarına da çokça (destekleyici yönde) atıfta bulunur. Aslında Matrix’te, her üç filmde de, işlenmeye çalışılan ana fikir, inanca olan bağlılık ve inancın yarattığı kolektif güçtür.


Matrix’i diğer eserlerden farklılaştıran bir önemli nokta ise, halihazırda Matrix’de (Simülasyon diyelim) yaşadığımızın tersinin ispat edilemez oluşudur. Matrix simülasyon öncesi ve sonrasını o kadar keskin ve mantıksal çizgiler ile çizmiştir ki, konunun işlenişi itibari ile fikri çürütmek ve aksini ispat etmeye çalışmak mümkün değildir.


Matrix, Simülasyonda yaşıyor olma fikrinin yaygınlaşması açısından bir mihenk taşıdır. Son 10 yıl içinde bilim-insanlarınca sürekli olarak hesaplanan “simülasyonda yaşıyor olma” olasılığımız gün geçtikçe yüzde dilim olarak artıyor.


(Elon Musk gibi teknoloji öncüleri içerisinde de çokça simülasyonda yaşadığımıza inananlar bulunmakta ve sayıca artmaktadır.)


Simülasyondan bağımsız olarak düşünemeyeceğimiz (doğrudan bağlantılı), günümüzün popüler başlıklarından biri olan, Yapay Zeka kavramı da bilim-kurgu romanlarında sıkça işlenmiş bir konudur. Tahminim o ki teknolojik gelişimin artık günümüzde lineer değil logaritmik artış göstermesiyle birlikte bu kavram(lar) çok yakın gelecekte artık birer araştırma konusu olmaktan çıkıp günlük hayatımızın parçası haline gelecekler.


Bize simülasyonda yaşama fikrini şeytani bir bakış açısıyla önümüze sunan başka bir güncel yapım ise Black Mirror. Simülasyonu yönetenleri farkına varma ve bundan kurtulma fikrinin tam tersi olarak; simülasyonları, şeytani yöneticileri olan ve içinden çıkılması imkansız distopik ortamlar olarak önümüze koyar Black Mirror. Yıllar içinde gözlemlediğim, simülasyonda yaşama konusunu irdeleyen yapımların önceden ulvi bir bakış açısı gözetip kurguyu buna göre yaparken şimdilerde artık simülasyonda yaşama fikrini giderek basite hatta bazen alay konusu haline getirilmeye başlandı.


Her konu başlığında olduğu gibi kabullendirmenin ilk yolunun, fikri basite indirgemekten geçtiğini düşünüyorum. Bu bağlamda zaten simülasyonda yaşadığımıza çocukluk yaşlardan beri inanan biri olarak, konunun bu tarzda işlenmesi aslında hoşuma da gidiyor çünkü insanoğlu olarak her şeye kutsal bir anlam yüklemeye çalışırken, gerçeklerden kendimizi uzaklaştırıyoruz. Bazen konuyu basite indirgeyerek bu kutsal anlamları bir kenara atarak gerçekçi ve mantıksal bir bakış açısı getirmemiz gerekiyor ki önce farkında olmaya başlayalım.

Bu basite indirgeme işini en iy yapan yapımlardan biri; simülasyonları , yapay zekaları, insanın basit zihnini alay konusu olarak tiye alan çizgi dizi Rick & Morty, bunu öylesine absürt şekillerde yapar ki bazen fikir çok korkutucu hale gelir. Örneğin bir bölümde jeton ile para atılan oyun salonlarındaki gibi bir inter-galaktik oyun istasyonunda “insan yaşamı simülasyonuna” girerek, ne kadar yaşarsan o kadar puan alırsın gibi sadece basit bir oyun olarak işler insan hayatını ve bunun sadece basit bir simülasyon (oyun) olduğunu.


Bir bölümde de dondurma almak için dondurmacıya gidecekleri sırada aracın bataryası biter bunun sebebi ise, bataryanın aslında mikro bir evrende düzenlenmiş bir simülasyon olduğu ve simülasyon içindeki bireylerin fiziksel aktivitelerinin azalması sebebi ile bataryanın bittiği anlaşılır. (Matrix ile enerji kaynakları açısından %100 örtüşen bir fikir) Fiziksel aktivitenin bitme sebebi ise o evrendeki canlıların da kendilerine, benzer bir simülasyon içerikli batarya ürettiği olduğu anlaşılır. Yani simülasyon(lar) içinde simülasyon(lar)

Dediğim gibi bu fikir şeytani olmasına karşın doğru olma ihtimali giderek yükselen bir varsayım haline geldi.


Black Mirror’ın bir bölümünde, simülasyon içinde yaşadıklarını anlayan bir çift simülasyondan birlikte kaçmak isterler ve kaçtıkları anda aslında sadece basit bir “çift bulma” aplikasyonu içinde olduklarını öğrenemeden bilinçleri silinip yok olan yapay zekalardır.

Bilincin transferi üzerinde çokça çalıştığımız şu günlerde gün gelecek artık ölümün de bir anlamı kalmayacaktır çünkü zaten bir simülasyon içerisindeysek data her şekilde saklanabilir ve başka bir dijital ortama transfer edilebilir. (Yine Black Mirror’da çoktan işlenmiş bir konu)

Çokça değindiğim gibi, simülasyonda yaşadığımız olasılığı gün geçtikçe matematiksel olarak artmakta ve olur da bir gün artık bu olasılık bir mutlak doğruya dönüşürse o zaman bu bize bir fayda değil hatta tersine yeni ve daha zor soru işaretleri getirecektir.


Simülasyondan nasıl çıkabiliriz? Simülasyonu yönetenler kimler? Kurtulma şansımız nedir? Hangi amaca hizmet eden bir simülasyon içerisinde olan yapay zekalarız?


Ve bunların hiçbiri yetmiyormuş gibi, insanoğlu da simülasyonlar ve yapay zekalar yaratmada yarış içerisindeler. Belki de çoklu katmanlı bir simülasyon içerisindeyiz ve tam bundan kurtulduğumuzu düşünürken kendimizi sadece bir üst katmandaki yeni ve bilinmeyen bir simülasyona girmiş bulacağız. Belki de en yukarı çıkabilmek için (kurtulmak) aşmamız gereken yüzlerce simülasyon(lar) var.


Evrim göz önünde bulundurulduğunda insanoğlu olarak kendimizden daha iyi (mantıklı, güçlü, vs.) bir yaşam formu yaratarak evrimsel süreçte kendi sonumuzu getiriyoruz ki bu bence artık kaçınılmaz. Gelişmiş bir yapay zekanın da yapacağı ilk şey kendinden daha güçlü bir form yaratmak olurdu.


Her şeyi göz önünde bulundurursak, tekrar soruyorum. Mavi hap mı kırmızı hap mı?


Bu konulardan ilham alarak yaptığım Singularity Transformation adlı bestemi de aşağıdan ücretsiz dinleyebilirsiniz.



Sevgiler.

Alper

15 görüntüleme