Zeka ve Akıl

En son güncellendiği tarih: Haz 16

Zeka ve Akıl arasındaki fark nedir? Neden bu iki kavram/tanım birbirinden ayrılmak zorunda? Ayırımı yapan, bizi ikileme düşürenler nedir? Kafamızı meşgul eden bu sorulara kendimce yanıtlar getirdim. Gelin sesli düşünürken bana katılın.


Önce tanımlar ile başlayalım :


TDK'ya göre Zeka :

"İnsanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset"


Yine TDK'ya göre Akıl :

"Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us."



Gördüğünüz gibi zeka; beynimizin işlem gücünü kullanarak, reel ve gözlemlenebilen durumlar referans alınarak olay ve durumlar karşısında hızlı ve doğru (gerçeklik persfektifinden) sonuca varabilme yeteneği olarak karşımıza çıkıyor. Daha önceki yazımda detaylıca anlattığım gibi, sonuca varma bazı kişilerde "yargılama" olarak bazılarında ise "gerçeğe dayalı algı" şeklinde kendini gösteriyor ancak bunun bir önemi yok çünkü zekada önemli olan birçok girdi sonrasında sonuca varılıyor olması gerçeği.


Akıl tanımı ise zekaya göre daya yüzeysel ve kavramsal bir tanım olarak kendini gösteriyor. ayrıca akıl tanımı yapılabilmesi için zeka tanımından yararlanılması gerekli, bu da akıl tanımını zekaya bağımlı bir hale getiriyor (kelime anlamı ile)


İşlem yapma gücü artık günümüzde çeşitli yollarla ölçülebilir. Bu durumda zeka söz konusu olduğunda, seviyelerden bahsedebiliriz ve bunu IQ vs gibi çeşitli puantaj sistemleri veya gözlemlenebilir bölgesel beyin aktiviteleri (MR) ile somut olarak karşılaştırabiliriz. Bir şeyin ölçülebilir olması, herkes tarafından kabul gören sabit ve birimlere sahip olması anlamına gelir. Bu anlamda zeka seviyesi, ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve dolayısı ile somut bir olgudur diyebiliriz.


Bir bireyin bir diğerine göre daha zeki olması, zeka'nın tanımındaki özellikleri daha hızlı ve daha keskinlikle kullanabiliyor olması demektir. Çok basitçe, iki insan IQ testi sonrasında kimin daha zeki olduğuna aldığı puan ile karar verebilir ve bu sonuç göreceli değil ve nihaidir.


Peki iki insan arasındaki aklı gözlemleyip, ölçebilir ve sonrasında karşılaştırabilir miyiz?


TDK sözlük anlamı zekadan çok da farklı bir şey ifade etmediği ve zeka kavramından model alınmış ikinci bir zekasal kavram olarak bahsettiği için diğer kaynaklardaki tanımlara bakalım :


Wikipedia : "Akıl ya da us, (felsefede) kavram oluşturma ve bunlara göre hükmetme kapasitesidir."

Aynı şekilde Akılcılık (Rasyonelism) tanımına bakarsak :


"bilginin doğruluğunun duyum ve deneyimde değil, düşüncede ve zihinde temellendirilebileceğini öne süren felsefi görüş." Akılcılık her bireyin eşit ve değişmez ussal ve mantıksal ilkelere sahip olduğunun varsayımı ile, çeşitli "a priori" ve apaçık gerçeklerin varolduğunu onaylar. Son zamanlarda, çeşitli dilbilimcilerin bazı dilbilim kavramları hakkındaki yazıları haricinde, "a priori" bilginin varlığı sıklıkla reddedilmiş, kabul edilse dahi etki alanı ve konumu daraltılmıştır. Bu görüşe göre, kesin bilgi örneği matematiktir. Hakikate ve eşyanın bilgisine sadece akıl ile erişilebileceğini savunur. Bu sebeple akılcılık, deneyciliğin karşıtıdır. Akla karşı yaklaşım pek çok bağlamda dindeki vahiy ile yahut etikteki duygu ve hisle karşılaştırılan bir yaklaşımdır. Bununla birlikte felsefede akıl genellikle içgörüyle (içe doğmayla değil) karşılaştırılır.

Burada da karşımıza çıkan şey; kavramsallık ve deney karşıtı olması sebebi ile aklın, yine ölçülemez oluşu ile, kanıta ihtiyaç duymadan sadece mantıksal ve düşüncel çıkarımlar yaptığıdır. Bu bakımdan bilimsel (deneysel) yerine felsefiktir. Matematik, fizik gibi teorik ve deneysel bilimlerden yardım alır ancak bunlara ihtiyaç duymaz. Bunları sadece mantıksal örgüsünü tamamlamak ve mantıksal kurguyu kabullendirmek için kullanır.


Tüm bu farklı kelime ve tanımlara göre ben kendimce aklı şu şekilde tanımlayabiliyorum :


Normlara bağlı kalmaksızın, kavramsal ve reel olan ya da olmayan düşünsel/mantıksal modeller inşa edebilip bunları pratik hayata adapte edebilme yeteneği. Sonuçta ortada düşünsel bir eylem varsa (nöral ağ örgüsü işlemi içeren) zeka, bu düşünsel eylemin ne kadar hızlı ve mantıksal (kurgusal bütünlük içinde) olduğunu kontrol ediyor.


Akıl'ın, zeka gibi ölçülebilir ve gözlemlenebilir olmaması sebebi ile, akıl tanımının biliminsanlarınca değil filozof ve düşünürlerce tanımlanmış farklı anlamlara sahip, kavramsal bir şey olduğunu gördük. Tanım itibari ile, ben bu cümleyi kurabilmek için aklımı kullandım :) Akılımı kullanabilmek için de zekamdan yararlandım.


Sonuç olarak bunlar da bizi akıl kelimesinin varolan bir olgu tanımı değil, düşünsel bir model tasarlama metodu olan kavramsal bir şey olduğunu kanıtlamaya yeter.


Demek ki AKILLI insan, zekasını kullanarak, tümdengelimsel bir yaklaşım ile kendi kurgusu içinde, analiz ettiği dataları, mantıksal çıkarım (çoğu zaman teorik ve kavramsal) yapmak için kullanabilen insandır.





Peki bu durumda, ülkemizde sıklıkla bahsi geçen "zeki ama akıllı değil" veya "çok zeki değil ama akıllı" ne anlama geliyor? Bunun gerçek karşılığı nedir?


Bence ülkemizdeki "akıllı" , ölçülebilir zeka ile karşılaştırma yapamayanların/yapmak istemeyenlerin/yapmaya korkanların, kendilerini düşünsel bir boyutta diğer insanlara göre kendini konumlandırabilmek ve kendinden daha zeki olanların karşısında "hayatta kalabilmek" için kullandıkları bir kılıf sözcük.


Sonuç itibari ile daha zeki olan bir birey nötr olarak, gözleme dayalı, objektif çıkarımları daha az zeki olana göre çok daha hızlı yapacaktır. Bu çıkarımın bir fayda sağlaması zorunlu değildir. Nötrdür. Fayda sağlamak yerine mantık örgüsü içinde en doğru olan kararı en kısa sürede vermek esastır.


Ülkemizde genelde akıl kelimesi; "fayda/çıkar sağlayan", çıkarımın sonucunda eyleme dönüşen - sözüm ona - toplum veya kişi için, fayda sağlamış olan aksiyonlar için kullanılmakta (genelde bireysel faydalar için). Bu gibi kimseler akıllı olarak nitelendirilir.


Basit bir Örnek ile :


Zengin ve başarılı bir iş adamı için akıllı diyorken, bu kişi zeka seviyesinin düşüklüğü nedeni ile çevresini sezgisel olarak algılayamadığından dolayı veya duygusal verdiği objektif olmayan bir karar dolayısı ile zarara uğrarsa ona aptal demeyiz çünkü referans aldığımız şey "para kazanmak", "iş devamlılığı" dır.


Bu sonuçlara, zekayı kullanmak zorunda kalmadan çok farklı yollar ile gelinebilinir. Bu durumda ülkemizde akıl kelimesinin kullanımında, AKIL = BAŞARI yanılgısı doğmaktadır ki başarı da göreceli bir kavramdır.


Demek ki ülkemizde AKIL, her zaman toplumsal değerler göz önünde bulundurularak, faydacılık esas alınarak değerlendirilen ve referans çıkış noktaları ile sınırlanmış kavramsal bir tanım olarak kalmaya mahkum olacaktır.



Sonuç olarak benim çıkarımım:


AKIL bir olgu değildir. Akıl; ülkemizde daha az zeki olanların, kendinden daha çok zeki olanlar karşısında kendi referans noktaları ve normları üzerinden onların seviyesine eşitlenebilmek, dengelenebilmek (böyle bir kelime var mı bilmiyorum :) ) için uydurdukları, Evrensel anlamı ile de düşünürlerin normları yıkabilmek ve kavramsal düşünüşleri pratik hayata adapte edebilmek için kullandıkları bir mantık yürütme modelidir.


Ben çok zeki değilim ama akıllıyım cümlesi ya da tersi, kendi kendini çürütmeye mahkumdur.


Doğrusu, ben A kişisine göre daha az veya daha çok zekiyimdir. Kimse kimseden daha akıllı olduğunu iddia edemez ve bu iddiasını doğrulayamaz.


Saygılar & Sevgiler.

Alper





0 görüntüleme